• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/www.aenbi.com.tr?ref=ts&fref=ts
  • https://www.twitter.com/aenbicoaching
YAŞAM KOÇLUĞU randevusu için 
0543 887 55 91
AİLE KOÇLUĞU randevusu için
0543 887 5591
Mesleğe yeni başlayan Koçlara özel Mentörlük desteği için 
0543 887 55 91
Neuro Linguistic Programing NLP Mentörlük desteği için 
0543 887 55 91
YAŞAM KOÇLUĞU seans içeriği yazmayı öğrenmek için
0543 887 55 91
aenbi@aenbi.com.tr
YAŞAM KOÇLUĞU'nu destekleyici hizmet içi eğitimler için
0543 887 55 91
aenbi@aenbi.com.tr
AİLE KOÇLUĞU'nu destekleyici hizmet içi eğitimler için
0543 887 55 91
Jane Austen ve Grinin 50 Tonu
Jane Austen’in Zaferi

Jane Austen ve Grinin 50 Tonu

16 Aralık 1775’te İngiltere, Steventon, Hampshire’de doğan Jane Austen, 19. yüzyılın en önemli roman yazarlarındandır (Ölümü: 18 Temmuz 1817). Austen tüm yaşamı boyunca 6 roman yazmıştır. Bu eserleri;

Aşk ve Yaşam
Gurur ve Önyargı
Mansfield Parkı
Emma
Northanger Manastırı
İkna

Jane Austen’i diğer yazarlardan ayıran ve neredeyse 200 yıla yakın süredir tüm dünya edebiyatında tanınan, saygı duyulan ve tartışılan bir yazar olmasının sebebi vardır. O içine doğduğu şartların hem tanığıdır hem eleştireni hem de değiştirmek istediği gelenek ve görenekleri, insan doğasına uygun alternatif çözüm önerileri ile kendini büyük bir sadelikle ifade etmeyi başarandır.

Jane Austen neyi başardı? 200 yıl öncesinin İngiltere’sinde kadınlar tam bir iş gücü kaynağı (adeta köle) ve çocuk doğurmak için görevli, bunun dışında da hiç bir alanda sergileyecek becerisi yokmuş gibi davranılan kişilerdi. İngiltere’de kadın olmak çok zor şartlarda hayatta kalmak demekti. 250 bine yakın evlenmek isteyen, erkek nüfusun azlığı sebebiyle evlenemeyip, tüm gün sadece tarlalarda vb çalışan kadın iş gücüne dönüşüyordu. Toplumda kadınların asıl görevinin zengin erkekleri ayartmak ve onları kısa sürede evlenmeye ikna etmek gibi bir davranışa öykündürme vardı. Jane Austen bir kadın olarak yaşadığı toplumda kadına yönelik kurgulanan ve önerilen tüm bu yaşantılara başkaldırma cesaretini göstermiştir. Kadınlara hayatlarında zengin koca bulmaya çalışmakla, evlenmek için kendini harab etmekle hiç bir yere varamayacaklarını ve anlamlı bir hayatı kurmak varken, kendi kendine yetmeyi öğrenmek varken, bu ‘asalak’ rolü giymenin tehlikelerinden bahsetmiştir. Bu haksız düzenlemeye karşı mutlaka o dönemde bir çok yazar eleştiriler getirmiştir.

Peki Jane Austen’i onlardan ayıran nedir?

Çünkü Jane kadınlara yapılan bu haksızlıklara bir çözüm önerisi de sunmaya cesaret etmiştir. Düşünün elinizde bir roman var, okuyorsunuz. Şu anda hayatınızda sizi çok üzen, inciten bir konunun oluşum ve gelişim ve insana zarar veren yanlarını konu ediniyor. Sizin haklı olduğunuzu vurguluyor ve bitiyor. Eee ya sonra. Ben okur olarak galeyana getirildim ve peki şimdi ne olacak. ‘İçimdeki uyuyan devi, isyankarı uyandırdın. Şimdi ne yapmalıyım’ sorusuna Jane Austen sıkı cevaplar vermesiyle ününü kazanmıştır. Okuruna yol haritası vermiştir. Ben bir Jane Austen okuru ve hayranı olarak kadın-erkek ilişkisinde toplumun bizlere dayattığı tüm o sığ ve engellerle dolu, insan tabiatına aykırı sert kurallarla ilgili isyan edip dururken, galeyana gelirken, Jane romanlarında okuru olarak beni tesselli ederek, ‘sakin ol okumaya devam et, birazdan bu sorunları nasıl çözeceğini sana öğreteceğim’ der. İşte onun farkı budur.

Jane’nin 6 romanı ve 6 kadın kahramanı vardır. Hepsi de sade, eğitime önem veren, evlenmek için can atmayan, sorgulayan, soru soran, içinde yaşadığı toplumda daima ayakları üzerinde durmaya çalışan, akıllı, gerçekçi, zeki, erdemli, özür dilemeyi bilen, asla entrika çevirmeyen, adaletli, sevgi dolu, sabırlı, hata yaptığında özür dilemesini çok iyi bilen karakterlerdir. Tüm roman boyunca kadın ve erkek ilişkisinde o kadar çok bilindik entrika döner ki, okurken yüreğiniz şişer. Bir kızar bir üzülürsünüz. Çünkü yukarıda saydığım muhteşem özelliklere sahip kadın kahramanlarımıza toplum, her türlü eziyeti reva görmekte, iyi ve erdemli biri olmaya, akıllı, eğitime değer veren, kitap okuyan ve ekonomik özgürlüğünü kendi sağlamaya çalışan kadını ödüllerdirmek yerine sürekli cezalandırmaktadır. Toplumun iyiliğe ve eğitilmiş kadına olan tahammülsüzlüğünü tüm çıplaklığı ile görürüz. Sonra olaylar öyle bir gelişir ki eninde sonunda kim ne yaparsa yapsın, kim ne derse desin gerçekler ortaya çıkar ve kadın kahramanımız sahip olduğu bu muhteşem özelliklerinin mükafatını alır. Jane Austen’de daima iyi, güzel ve herşeyden önemlisi adaletli olan kazanır. Entrika çevirenler de asla sert cezaya çarptırılmaz. Aksine hatalarını anlamaları ve özür dilemeleri sağlanır. Jane resmen toplumda niyeti ne olursa olsun kadın ve erkeklere ne zaman nasıl davranmaları gerektiğini öğretmiştir. Dikkatinizi çekerim; Jane’de iyiler kazanmaz, adil olanlar ve bilerek iyilik yapanlar kazanır. Bu tospembe bir roman değil çünkü. Adeta kadın erkek ilişkisi danışmanlığı yapmıştır. Aslında o gerçek manada bir ilişki terapistidir. Ona hayranım ve bu hep böyle kalacak. O sebeple onun romanlarını ve uyarlanan filmleri mutlaka bu gözle izleyin. Filmlerin sinema terapisi değerleri çok yüksektir. Size iyi gelecek.



Şimdi ben bu yazıyı niçin yazıyorum ona geleyim. Dün Grinin 50 Tonu ve Karanlığın 50 Tonu serisini üst üste izledim. Aslında bazen seanslarımda danışanlarımın ‘izlediniz mi’ diye sormaları sonucu dikkatimi çekti. Hazır zaman yaratmışken izleyeyim dedim. İzlememek için direndiğim bu 2 devam filmini bu kadar geç izlediğim için çok pişman oldum. Ve bu yazıyı kaleme almanın Jane Austen’a bir saygı niteliğinde olacağını hissettim. Bu hissi sevdim ve nihayet yazıyorum.
Grinin 50 Tonu filmini izlemeye başladığımda kadın kahramanımızın İngiliz Dili Edebiyat’ı bölümünde okuyan ve Jane Austen hayranı olan genç bir kız olduğunu öğrenince ‘hooppala’ dedim. Nasıl yani. Genç kız, İngilizce’ye aşık ve Jane Austen’ın kitaplarındaki öğretiye bağlı kalarak hayatına ona uygun bir erkeğin gelip onu sevmesini bekliyor. Tabi bu durum tamamen ilgimi çekti. Çünkü bir yazar hiç bir zaman bir rakam, sayı, yer ismi, yazar ismi vb boşu boşuna eserine yazmaz. Jane’in bu filmde ne işi var? Hem de onun kadın kahramanlarının özelliklerine sadık kalıp, onun gibi yaşamaya çalışan bu genç kızın ne işi var?

Kızımızın adı Anastasia Steele, oğlanın adı Christian Grey
Anastasia adeta Jane’nin 6 romanındaki 6 kadın kahramanın toplamı hatta tıpa tıp aynısıdır. Kimseye ‘eyvallahı’ yoktur. Kendi kazanıp kendi ayakları üzerinde duran, yazarlığa, okumaya, yazmaya, eğitime çok önem veren, hayatı rast gele değil sorgulayarak yaşayan, asla tipik kadın erkek ilişkileri tuzağına düşmeyen, aklı başında ve bir o kadar da masum bir kızdır. Kendi gibidir. Özgürlüğüne düşkündür. Tabiatında ikiyüzlülük yoktur. İnsan ve doğaya saygılıdır. Dürüst ve daima değişmeyen en belirgin özelliği adaletli olmasıdır. İşte tıpa tıp bir Jane karakteri.

Anastasia tam bir Jane Austen hayranı olduğunu ve o romanlardaki kızlar gibi kadın erkek ilişkilerine yaklaştığını zaten filmde kendisi anlatıyor.

Oğlumuz Christian Grey ise; ilk başta ruhsuz, duygusuz, sado-mazo-nun teki gibi durur. Ama bizim kız o kadar adil ki kimseyi dış görüntüsüne bakıp yargılayıp bir çırpıda çöpe atmayı bilmiyor. Oğlanın acılarını, içindeki ‘beni sevin’ diyen yanını kısa sürede kavrıyor. Ve tüm derdi, özgür ve adaletli kalarak bu oğlanı sevmek oluyor. Karakterinden asla taviz vermiyor. Daima adaletli, dinlemeye, empatik kalmaya, huzurlu yaşamaya çalışan, daima dürüst ve doğru olan ne ise sorgulayarak bulan, aşk ilişkisinde manipülasyonlardan kaçınan biridir Anastasia. O bu özelliklerine sadık kaldıkça, bir süre sonra çocukken, fahişe olan annesinin müşterileri tarafından maruz kaldığı işkenceler sonucunda, sadistin önde gidenine dönüştüğünü öğrendiğimiz narsist genç oğlan, kızın bu erdemli duruşu karşısında, olduğu gibi kabul edilmenin, yargılanmadan dinlenilmenin tadına varıyor. Anastasia’nın bu sağlam duruşu zamanla Grey’in içindeki yaraları iyileştiriyor. Ona ruh sağlığını kazandırıyor. Ve birden bire sadist adamın, aç insanları doyurmak için ciddi paralar harcadığını öğreniyoruz. Kendisi çok işkence görmüş, cinsel saldırılara maruz kalmış ve zamanında aç kalmış biri olduğu için, onu evlat edinen ailenin servetini çoğaltarak ilerlemeyi kendine borç biliyor.

Bu film adeta bir ilişki terapisi yapmaktadır. Yazar burada Anastasia karakteri üzerinden, neredeyse 200 yıldır kadın erkek ilişkisinde; kadını cinsel obje olmaktan çıkarıp, sağlam bir duruşu olan kadına dönüştüren Jane Austen’in modern bir karakterini tasarlamıştır. Bu karakter 2010’lu yıllarda sevgisizlik ve şiddet sonucunda kendini kaybederek, sadistleşerek hastalanan narsisist bir erkeği nasıl tedavi ettiğini, erkeği nasıl terbiye ettiğini, erkeği nasıl huzurlu, aklı başında, dürüst, düzgün karakterli, insana zarar vermekten dolayısıyla kendisine zarar vermekten nasıl kurtardığını anlatıyor. Anastasia bariz bir Jane Austen modern karakteridir. Ve Grinin 50 Tonu diyorki; eğer Jane’in önerdiği kadın tipi tolumda yaygınlaşırsa, daha mutlu, daha huzurlu, daha hümanist bir erkek kuşağı büyüyecektir. Jane Austen’in kahraman kadınları aradan 200 yıl geçse dahi toplumların ruh ve akıl sağlığını iyileştirebilecek güce sahip kadınlar olduklarını kanıtlamak için yapılmıştır bu film adeta. Şimdi bu filmi bir de bu gözle izleyin. Tüm danışanlarıma özellikle öneririm. Bu bakış açısıyla bir kez daha izleyin. Sinema terapi olacak. Keyifli seyirler.

Sevgi Alis YILDIRIM
  
1459 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın