• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/www.aenbi.com.tr?ref=ts&fref=ts
  • https://www.twitter.com/aenbicoaching
YAŞAM KOÇLUĞU randevusu için 
0543 887 55 91
AİLE KOÇLUĞU randevusu için
0543 887 5591
Mesleğe yeni başlayan Koçlara özel Mentörlük desteği için 
0543 887 55 91
Neuro Linguistic Programing NLP Mentörlük desteği için 
0543 887 55 91
YAŞAM KOÇLUĞU seans içeriği yazmayı öğrenmek için
0543 887 55 91
aenbi@aenbi.com.tr
YAŞAM KOÇLUĞU'nu destekleyici hizmet içi eğitimler için
0543 887 55 91
aenbi@aenbi.com.tr
AİLE KOÇLUĞU'nu destekleyici hizmet içi eğitimler için
0543 887 55 91
Hayatın İçinden

Dün 18:30’da Dikili’den otobüse atlayıp evime doğru yol almaya başladım. Saatlerce bıkıp, usanmak nedir bilmeyen ben, yüze yüze bir hal olmuş, üstüne Mavi Köşe Market’ten boş bolunup aldığım, Cilalı Taş devrinden kalma olduğunu düşündüğüm o korkunç lezzete sahip bisküvileri ısırdığım gibi tükürmeyi beceremedim. Hem tüküremiyorum hem sağ ayağıma giren krampa, eş zamanlı sol ayak bileğimi burkmama kulp takıp kızkardeşime; ‘bak gördün mü denizden çıkmak istemiyor bedenim’ gibi birşeyleri tam diyordum ki o da ne? Sağ elimin işaret parmağının tırnağı kırılmış. 'E bu ne beee' derken otobüste dakika bir gol bir...

O kadının sesini duymanızı çok isterdim. Çünkü 18:30 civarı insan biraz mayışık oluyor. Sizi kendinize getirirdi, garip bir şok etkisi yaratarak. Otobüste iki koltuk sırası kadar önümde oturan buğday tenli, kumral saçlı (topuz yapmış), sivri dudaklı, 1.68 boylarında, 56 kilo civarında, kaşları çatık, tiz sesli ve de baya güzel bu kadın bakın ne yaptı?

Kadın Yolcu: Hayır efendim, bu ne saygısızlık. Ben paramı ödedim. Kalkmıyorum. Hiç bir yere gitmiyorum. Bu ne cüret...

Muavin: Ablacım bak siz yol üstü bindiniz. Ben demiyorum paranızı ödemediniz. Ödediniz. Ama o insanlar önceden bilet almış. Lütfen kalkın. En arkada boş koltuk var oraya geçin.

Kadın Yolcu: Ne münasebet. Saygısızlar. Siz kendinizi ne zannediyorsunuz? Oh! İyi valla hem paramızı ödeyelim hem de sizin emrettiğiniz koltuğa oturalım. Beni buradan kaldıramazsın boşa uğraşma. Kes sesini.

Muavin: Abla özür dilerim; ama bilet diyorum.

Yolcu: Ay hala bilet diyor. Paramla rezil oldum. Allah kahretsin ne lanetsiniz. Hala ısrar ediyor. Kaldıramazsın beni buradan.

Nihayet şöfor abi olaya kısık ses tonuyla el atar: Bırak oğlum tamam.

Muavin susar. Kadın söylenmeye kaldığı yerden devam eder. Zamanla sesi kısılır. İneceği yere kadar da çıtını çıkarmaz.

Kızkardeşime dönüp şöyle dedim; 'gördün mü? İşte iletişim problemi denilen şey tam olarak bu. Halbu ki muavin şöyle dese kadının psiklojisi ne olursa olsun işbirliği yapardı bana göre. Muavin aslında orta karar ses tonu kullanarak, gözlerinin içine bakarak, özür dileyerek şunu deseydi;

-Hanımefendi ben bir hata yaptım. Siz ilk bindiğinizde sizi yanlış koltuğa yönlendirdim. Takdir edersinizki önceden bilet alan kişilerin biletlerinin üstünde koltuk numaraları yazıyor. Haliyle o kişiler Çandarlı’da binecekler. Ve ellerindeki bilette numarası yazan koltuğa oturmak isteyecekler. Bu sebeple siz, dalgınlığım sonucu yanlış yönlendirdiğim koltuğa oturdunuz. Rica etsem sizi şu koltuğa alayım.

Yüksek ihtimalle o kadın kalkar, kendisine tahsis edilen koltuğa oturur, o kadar sert tepki vermezdi. Ne olursa olsun'.

İçimizden konuşuyor, dışarıya eksik kelimeler ve yanlış ses tonu kullanarak niyetimizi anlatıp, üstüne üstlük bir de tam olarak anlaşılmayı bekliyoruz. Bu mümkün değildir. Kafanızın içindekileri seyredip, kestirme yollarla anlatmak yerine, tane tane filmin tamamını anlatmak daima neyi kast ettiğinizi karşı tarafa geçirmenin en etkili yoludur.

Durun daha bitmedi.

Neyse bizim kadın sustu. Çandarlı’da o iki biletli yolcuda bindi. Muavin durumu pısır pısır anlattı. O bağıran kadın iki dakikada sinir hastası ilan edildi. Yolcular ‘olur abicim’ deyip, arka koltuklara oturdular kiii tam o sırada bir atraksiyon daha devreye girdi. İçimden ‘acaba sırada ne var’ diye geçirirken, aha işte yeni bir aksiyona doğru koşuyordum. Bakın ne oldu:

Aynı hizada yan koltukta 70 yaşına merdiven dayamış, İzmir’in yerlisi evli bir çift oturuyordu. Bende her zamanki gibi elime kitabımı almış, hem etrafı dikizliyorum hem de kitaptan bazen bir cümleyi 5 milyon kere okuyorum; ama yinede elimden bırakmıyorum. Tam da kitapta sevgisizliğin sonuçları ile ilgili bir bölüme gelmiştim ki, aha o da ne pi yung pi yung pi yung pi yung diye sesler duydum. Gözlüğümün altından sol kaşımı kaldırıp, sol göz ucuyla amcaya baktım. Akıllı telefonunu yan yatırmış iki eliyle oyun oynuyor. Artık şeker kapmaca mı savaşçı şeysi mi pek anlamıyorum. Kitaptaki cümleyi tekrar okumaya tam yeltendim ki o da ne? Böğrü parçalana parçalana bağıran korkutcu bir ses, telefondaki oyundan yükseliyor. İhtişamıyla otobüsü sarıyor. Gayri ihtiyari kafamı öyle bir jet hızıyla amcaya doğru çevirmiş olmalıyım ki birden göz göze geldik. Ben hemen kitaba aynı cümleyi okumaya geri döndüm. Sonra baktım amca telefonu almış, kafası öne eğik, iki bacağının apış arasına doğru telefonun ön yüzünü kapatmış öylece sabit duruyor. Herhalde 30 saniye kadar sürmüştür. Sonra bana göz ucuyla baktı ve telefonu gömleğinin sağ cebine usulca koydu. Yüzü hafifçe öne eğik, mahçup, baktı bana. özür diler gibi. Size anlatamam ya. Kabahat işlemiş küçük bir çocuk gibiydi. O anda 70 yaşlarındaki amca gitmiş, annesinin ‘bırak artık şu telefonda oyun oynamayı. Yoksa sana dondurma almayacağım, sokağa top oynamaya bırakmayacağım’ diye tehdit ettiği 7 yaşındaki çocuk gelmişti. Garibi, annesi iş üstünde yakalamış gibi. İçimden o kadar büyük bir şefkat taşmaya başladı ki bir anda onun hayali kahraman annesine dönüştüm. Artık kitabı bırakıp, gözlüğümü çıkarıp, saçlarını okşayarak ‘evladım oyna oyna; ama sesini kıs çocuğum’ diyesim geldi. Güldüm halime. Aynı tecrübeyi 15 yaşındaki bir çocuk ile yaşasaydım tahmin edin ne olurdu? Amca utandı ya. Gerçekten utandı. Edepli çocuk ne de olsa.

Sonra bir baktım evdeyim. American God’s izliyorum.

Sevgi Alis YILDIRIM

  
512 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın